Türkiye-Şam güvenlik ittifakı: YPG/PKK'nın zamana yayılmış stratejisine karşı ortak cephe

Clash Report Analisti Levent Kemal, Suriyeli yetkililerin Türkiye ziyaretini ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün bölge güvenliği için önemini AA Analiz için kaleme aldı.
Clash Report Analisti Levent Kemal, Suriyeli yetkililerin Türkiye ziyaretini ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün bölge güvenliği için önemini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Suriye'de Esed rejiminin devrilmesi ile kurulan yeni hükümet, ülkenin yeniden inşası için doğal müttefiki durumundaki Türkiye ile sıkı bir işbirliği yapmaya başladı. Bu işbirliğinin temelinde ise güvenlik yer alıyor. Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği çerçevesinde Ankara ve Şam'ın ortak bakış açısı ülkenin kuzeydoğusunu işgal eden YPG/PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve yeni hükümete entegrasyonuna odaklanıyor.
Diplomasi trafiğinin hedefi: Güvenlikte işbirliği
Bu minvalde Türkiye ile Suriye arasında son iki haftadır yoğunlaşan diplomasi trafiği de, söz konusu örgütün üçlü ve dörtlü entegrasyon mekanizmaları ve tüm iyi niyetlere rağmen zaman kazanmaya ve küçük hamleler ile Suriye'den büyük bir parça koparma niyetine karşılık strateji belirme ve alınacak tedbirleri kapsıyordu.
İki ülkenin dışişleri ve savunma bakanlarının görüşme trafiğinin içeriği sınır güvenliği, ortak tehditler ve askeri işbirliğiydi. Nihayetinde Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Suriyeli mevkidaşı Murhef Ebu Kasra askeri alanda işbirliği mutabakatına imza attı. Aslında bu mutabakat, bir süredir YPG/PKK terör örgütünün oyalama hamlelerine karşı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın çeşitli vesileler ile yaptığı uyarıların geldiği kritik noktayı da işaret ediyor. Zira hem Ankara hem Şam, YPG/PKK'nın gerek Suriye konusundaki bazı muhataplar üzerinden gerekse Türkiye'deki terörsüz Türkiye sürecini fırsat bilerek geliştirmeye çalıştığı 'alabildiğini al' politikasına karşı artık farklı bir eşikte konumlanıyor.
Dışişleri Bakanı Fidan'ın mevkidaşı Esad Hasan Şeybani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamalar da bu açıdan ele alınmalı. Fidan'ın çok açık bir şekilde ifade ettiği YPG/PKK terör örgütünün 'kurnazlıkları' diye özetlediği durum, örgütün 10 Mart'ta imzalanan anlaşmanın aksine ayrılıkçı tutumunu zamana yaymasının askeri sonuçları olabileceğine işaret ediyor. Hakan Fidan'ın "Sizi uyarıyoruz, çağırıyoruz; durduğunuz yeri değiştirin. Suriye'yi beraber nasıl inşa edeceğinizi düşünün," sözleri bu bakımdan önemlidir.
Suriye için tehdit oluşturan stratejiler neler?
Terör örgütünün Suriye yeni hükümeti ile entegrasyonda ayak direyen ve konuyu zamana yayarak İsrail başta olmak üzere kimi Avrupalı devletlerden meşruiyet arayan stratejisi ise geçtiğimiz aydan bu yana Suriye'nin güneyindeki Suveyda'da yaşananlarla ortaya çıktı. Esed rejimine destek veren ve halen uyuşturucu ticaretine devam eden Dürzi lider Hikmet el-Hecri'ye bağlı Dürzi milisler ve Esed rejimi kalıntılarının isyanına İsrail'in aktif destek vermesi, YPG/PKK terör örgütünde bu durumu kuzeyde adapte edebilecekleri düşüncesini doğurdu.
Şu an Suveyda'da durum görece sakin olmasına karşılık orada da 'zamana yay, küçük hamleler ile büyük bir parça kopar ve bu sırada meşruiyet arayışını sürdür' stratejisi karşımızda. Arapların Suveyda'dan İsrail destekli Dürzi milislerce göçe zorlanmasının ardından yaşanan sakinliğin bu açıdan ne kadar süreceği ise belli değil.
YPG/PKK terör örgütünün Suveyda'da İsrail öncülüğünde uygulanan bu stratejiyi hızla satın alması ve 10 Mart'ta imzalanan anlaşmadan uzaklaşması Türkiye ve Suriye açısından kapsamlı bir milli güvenlik sorunu. Zira terör örgütü ülkenin enerji kaynaklarının yanı sıra su ve tahıl kaynaklarını da işgal etmiş durumda.
Bu durum, Asya'dan Suriye'nin Akdeniz limanlarına uzanacak olan küresel ticaret koridorları planları açısından da bir risk oluşturuyor. YPG/PKK işgali devam ettikçe bu enerji-politik ve ekonomik-politik risklerin orta vadede, yeniden inşa sürecindeki Suriye açısından ciddi etkileri olabilir ve terör örgütü de bugünkü ısrarına rağmen bu etkilerin yansımalarından kaçamaz. Diğer yandan hinterlandı olmayan YPG/PKK'nın işgal alanının Ankara ve Şam ile uzlaşma dışında hayatta kalma şansı da bulunmuyor.
Türkiye'nin talepleri neler?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın "… örgütün ömrünü uzatmak ve muhtemel bir krizden fayda için bir bekleyiş içinde olduğunu görüyoruz. 'Türkiye'ye karşı operasyon yapan tüm grupları da burada tutmaya devam ederim, geçmişte başka ülkelerle işbirliği yapıyordum, şimdi İsrail'i yardıma çağırırım.' diye bir politika takip etmek iyi bir politika değil. Bunu yakından takip ediyoruz, umarım bunu anlarlar," sözleri hem Türkiye'nin hem de Suriye'nin güvenlik algısı ve bölgesel dinamikler bağlamında örgütün konumlanışı konusunda açık bir uyarı niteliğinde. Bu sözler aynı zamanda Türkiye'nin temel taleplerine dair de ipuçları veriyor. Zira YPG/PKK bünyesinde Türkiye'de de faaliyet gösteren yaklaşık 15 yasadışı sol örgüt bulunuyor ve uzantıları Türkiye içinde saldırılar düzenlemeye devam ediyor.
Bir diğer önemli husus da terör örgütünün, maksimalist talepleri karşısında Ankara'nın terörsüz Türkiye süreci nedeniyle aksiyon alamayacağına dair olan yanlış inancıdır. Bölgesel bir güvenlik ve barış konsepti sunan "Terörsüz Türkiye" sürecini destabilizasyon oluşturacak bir ayrılıkçı ajanda için kullanabileceklerini düşünmeleri stratejik bir hatadır. Ayrıca YPG/PKK'nın NATO üyesi Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler (BM) hukuku ile Adana mutabakatı çerçevesinde etki ve aksiyon alanına giren Suriye'nin kuzeyinde İsrail ile işbirliği yaparak istediklerini alabileceklerini düşünmesi bu stratejik hatanın bir parçasıdır.
Türkiye ve Şam'ın çağrısı ise bu hatadan herhangi bir aksiyona gerek kalmadan dönmeleri ve Suriye'yi, Suriyeli Kürtlerin haklarının sağlandığı ortak bir üst kimlik ile inşa etmeleri yönündedir. Fakat terör örgütü şu anda bu çağrıya cevap vermek yerine militanlarını eğitmeye ve farklı fırsatlar peşinde koşmaya başlamıştır. Geçen hafta Haseke'de yapılan ve sonuç bildirgesinde mevcut özerk yönetimin güçlendirilmesi ifadeleri yer alan konferans bu niyetin dışa vurumudur.
Nihayetinde YPG/PKK'nın Suveyda sürecinden satın aldığı İsrail'in stratejisinin kuzeyde uygulanabilir olmadığını kavraması ve dörtlü mekanizma ile açılan diplomatik-siyasi entegrasyon sürecinde maksimalist taleplerden vazgeçmesi gerekiyor. Aksi halde Şam'daki yeni yönetim egemenliğini tartışmaya açmayacağı gibi Dışişleri Bakanı Fidan'ın da söylediği üzere Türkiye de Suriye'nin bölünmesine yönelik adımları milli güvenlik tehdidi sayacak ve harekete geçecektir. Seçenekler çok net. YPG/PKK ya Suriye'de kapsayıcı birliktelik ve konsensüsü seçecek ya da bir askeri harekatla karşı karşıya kalacak.
[Levent Kemal, Clash Report Analistidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.